Yazar: mehmet

  • Eve Haciz Gelirse Neler Olur?

    Hayat bu, bazen işler yolunda gitmiyor. Borçlar birikiyor, ödeme gücü azalıyor ve en sonunda kapıya gelen bir icra memuruyla karşı karşıya kalıyorsun. İşte o an herkesin aklından aynı şey geçer: “Eve haciz gelirse ne olur?” Açıkçası çoğu insan bu durumu ya şehir efsanelerinden ya da kulaktan dolma bilgilerle biliyor.

    Eve Haciz Gelmesi Ne Demek?

    İcra dairesi üzerinden başlatılan bir takip sonucunda, borçlu borcunu ödemezse alacaklı haciz talebinde bulunabilir. Haciz demek, borçlunun mallarına el konulması demektir. Bu mallar evdeki eşyalar olabilir, banka hesapları olabilir, hatta maaş bile olabilir. Ama bizim konumuz ev haczi, yani memurların eve gelip içerideki eşyaları haczetmesi.

    Öncelikle şu bilgiyi netleştirelim: icra memuru durup dururken kimsenin kapısını çalmaz. Öncesinde borçluya bir ödeme emri gönderilir. Bu emrin ardından 7 gün içinde borç ödenmez ya da itiraz edilmezse, borç kesinleşir. İşte bu noktada alacaklı haciz talebinde bulunabilir. Yani haciz gelmesi için belirli bir süreç geçmiş ve yasal işlemler başlamış olmalıdır. Haciz memurları ellerinde icra emriyle gelirler, öyle rastgele “gelip de televizyonu alalım” gibi bir durum söz konusu değildir.

    Evdeki Eşyalar Haczedilebilir mi?

    Şimdi gelelim en çok merak edilen konuya: evdeki eşyalar gerçekten alınır mı? Kısaca cevap vereyim: bazıları alınabilir, bazıları alınamaz. Türk hukukunda kişinin yaşamını sürdürebilmesi için zorunlu olan eşyalar haczedilemez. Yani bir ailenin oturması için gereken koltuk takımı, yemek masası, bir adet buzdolabı, çamaşır makinesi, yatak, fırın gibi temel ihtiyaçlar listede yer almaz. Ama evde iki tane televizyon varsa, biri alınabilir. Veya üç tane dizüstü bilgisayar varsa, birkaçı haczedilebilir.

    Lüks eşyalar ise daha farklı değerlendirilir. Örneğin, evde pahalı bir ses sistemi, sanat eseri, oyun konsolu, antika ya da koleksiyon eşyaları varsa bunlar haciz kapsamına alınabilir. Çünkü bunlar yaşamsal ihtiyaç olarak görülmez. Haciz memuru eve geldiğinde önce evdeki eşyaları inceler, sonra hangi eşyaların haczedileceğine karar verir ve bir haciz tutanağı hazırlar. O an eşyalar hemen alınmayabilir, genellikle “fiili haciz” yapılır yani eşya yerinde bırakılır ama üzerine haciz konulur. Bu durumda eşyayı satmak, devretmek ya da yerini değiştirmek yasaktır.

    Haciz sırasında borçlu evdeyse süreç daha hızlı ilerler ama borçlu evde olmasa bile işlem yapılabilir. Evin kapısı zorla açılamaz ama alacaklı mahkemeden izin almışsa, kolluk kuvvetiyle birlikte kapı açılabilir. Bu detay da oldukça önemli. “Evde yokum diye haciz yapılmaz” düşüncesi her zaman geçerli değildir.

    Haczedilen Eşyalar Ne Zaman ve Nasıl Alınır?

    Haciz tutanağı tutulduktan sonra alacaklı, eşyaların satışı için icra dairesine başvurabilir. Satış talebinde bulunmazsa, haciz uzun süre askıda kalır. Ancak talep edilirse, genellikle birkaç ay içinde eşyalar icra yoluyla açık artırma usulüyle satışa çıkarılır. Bu satıştan elde edilen para borca karşılık kullanılır.

    Şunu da unutma: haczedilen eşyaların başkasına ait olduğunu iddia etmek istiyorsan, bunu ispatlaman gerekir. Yani evdeki televizyon aslında arkadaşına aitse, bu kişinin fatura ya da noter satış sözleşmesi gibi somut belgeler sunması gerekir. Aksi halde eşya senin sayılır ve satışa konu olabilir. Bu durum özellikle aile içinde karmaşa yaratır çünkü evdeki çoğu eşya kimin aldığına dair faturasız olur.

    Bir diğer önemli konu da evde kiracı olman. Ev senin değilse ve ev sahibiyle alakan yoksa, haciz işlemleri yalnızca senin adına yapılabilir. Yani borç kiracıya aitse ev sahibinin malları etkilenmez. Ancak haciz sırasında malların kime ait olduğu açık değilse, yine karışıklık çıkabilir.

    Eve Haciz Gelmesini Önlemek Mümkün mü?

    Evet, mümkün. En başta borç tebligatını aldıysan ve borcun gerçek olmadığını düşünüyorsan, yasal süresi içinde itiraz hakkını kullanabilirsin. Bu durumda haciz işlemleri durur ve olay mahkemeye taşınır. Eğer borç doğruysa ama ödeyemeyecek durumdaysan, alacaklıyla uzlaşma yoluna gidebilirsin. Taksitlendirme, yapılandırma gibi seçenekler çoğu zaman haczi engeller. Ayrıca eve haciz gelmemesi için borcun tamamını ödemek ya da en azından haciz talebi yapılmadan önce borcun kapatılması da mümkündür.

    Bunun dışında da bazı teknik yollar var. Örneğin, borçlunun maaşına haciz konulması gibi alternatif yöntemlerle borcun tahsili sağlanabilir ve ev eşyalarının haczi son çare olarak uygulanır. Yani eve haciz gelmesi aslında alacaklının ilk tercihi değildir; genellikle ödeme yapmayan, itiraz etmeyen, iletişime geçmeyen borçlular için son aşama olur.

  • İcra Takibi Nedir, Nasıl Başlatılır?

    Birinden alacağın var ama ne arıyor, ne soruyor. Lafla döndürüp duruyor, ödeme yapmaya da hiç yanaşmıyor. Bu durumda çoğu insanın aklına şu gelir: “Mahkemeye mi versem?” Ama aslında ilk yapılması gereken şey, doğrudan icra takibi başlatmaktır. Mahkemeye gitmeden önceki bu süreç hem daha hızlı hem de daha etkili sonuç verebilir. Peki icra takibi nedir? Nasıl başlatılır, kim başlatabilir, hangi belgeler gerekir?

    İcra Takibi Tam Olarak Nedir?

    İcra takibi, borcunu ödemeyen bir kişiye karşı devletin gücünü kullanarak o borcun tahsil edilmesi için başlatılan resmi işlemler bütünüdür. Türk hukuk sisteminde bu süreci icra müdürlükleri yürütür. Borcunu zamanında ödemeyen kişilere karşı, alacaklı doğrudan icra takibi başlatabilir. Yani mahkemeye gitmeden de devletin icra dairesi eliyle borçludan tahsilat yapılması mümkündür. Bu durum özellikle senet, fatura veya sözleşmeye dayanan açık borçlar için kullanılır.

    İcra takibi aslında bir nevi “yasal uyarı” gibidir. Borçluya “bak bu borcu ödemezsen mallarına haciz gelir” mesajı verilir. Çoğu zaman da zaten bu uyarı işe yarar, borçlu ödeme yapmaya razı olur. Ama bazı durumlarda işler çetrefilleşebilir ve haciz, maaş kesintisi, banka blokesi gibi uygulamalara kadar gidebilir.

    İcra Takibi Nasıl Başlatılır?

    İcra takibi başlatmak için ilk adım, bir icra dairesine başvurmaktır. Bu işlem, alacaklının bulunduğu yerden yapılabilir, borçlunun yerleşim yerine yakın bir icra müdürlüğü de tercih edilebilir. Eskiden sadece fiziki olarak yapılırdı ama artık UYAP sistemi üzerinden online olarak da takip başlatmak mümkün.

    Eğer elinde bir senet, çek, mahkeme kararı veya resmi belge varsa, bu belgelerle ilamlı takip başlatılır. Bu takip türünde borçlunun itiraz hakkı sınırlıdır. Çünkü elinde zaten “bu borç vardır” diyen resmi bir belge vardır. Bu belgeleri icra dairesine verirsin, takip talebini doldurursun ve süreç başlar.

    Ama eğer elinde herhangi bir resmi belge yoksa, yani borç sadece sözlü anlaşmalara ya da yazılı ama resmi olmayan belgelere dayanıyorsa, bu durumda ilamsız takip başlatılır. Burada borçluya 7 gün içinde itiraz hakkı tanınır. Eğer borçlu bu sürede itiraz etmezse, borç kesinleşir ve haciz işlemleri başlayabilir. Ama borçlu süresinde itiraz ederse, takip durur ve konu mahkemeye taşınır. Bu yüzden belgeyle takip başlatmak her zaman daha avantajlıdır.

    Takip başlatılırken icra dairesine bir takip talebi sunulur. Bu belgede alacaklının kim olduğu, borçlunun bilgileri, alacak miktarı, borcun dayanağı, faiz oranı gibi detaylar yer alır. Bu takip talebi kabul edildikten sonra, icra dairesi ödeme emri düzenler ve bu emri borçluya tebliğ eder. Bu da demek oluyor ki, borçlunun artık bu durumu ciddiye alması gerekir.

    Borçlu Ödeme Yapmazsa Ne Olur?

    Eğer borçlu ödeme emrine rağmen 7 gün içinde borcu ödemez veya itiraz etmezse, takip kesinleşir. Bu noktadan sonra alacaklı haciz işlemi başlatma hakkına sahip olur. Haciz, borçlunun evine, işyerine, banka hesabına ya da maaşına uygulanabilir. Tabi bu da yetmezmiş gibi borçlu, icra dosyasına yansıyan harç, masraf ve faizleri de ödemek zorunda kalır. Yani zamanında ödenmeyen borç daha da büyür.

    Borçlu haciz sırasında itiraz etmediği sürece, alacaklı hacizle elde edilen eşyaları satışa çıkarabilir. Bu satışlar açık artırma yoluyla yapılır ve elde edilen gelir borcun kapatılmasında kullanılır. Geri kalan para borçluya kalır ama genelde borçlu elinde hiçbir şey kalmadan bu süreci tamamlar.

    Eğer borçlu itiraz ettiyse ve borçla ilgili ciddi bir uyuşmazlık varsa, konu mahkemeye taşınır. Bu durumda süreç biraz daha uzar ama sonuçta mahkeme karar verince tekrar icra işlemleri devam edebilir.

    İcra Takibi Başlatırken Dikkat Edilmesi Gerekenler

    Bu süreci başlatmak aslında o kadar da karmaşık değil ama bazı detayları bilmek gerekir. Öncelikle borcun zamanaşımına uğramamış olması gerekir. Çünkü bazı alacak türlerinde zamanaşımı süresi 1 yıl, bazılarında 5 yıl, bazılarında 10 yıldır. Zamanaşımı dolmuş bir alacak için icra takibi başlatılsa bile borçlu buna itiraz ettiğinde takip düşer.

    Ayrıca takip başlatırken alacağın gerçekten ispatlanabilir bir borç olması da önemli. Rastgele bir iddiayla birini icraya vermek, hem etik değildir hem de sonuçsuz kalabilir. Üstelik borçlu buna karşılık kötü niyet tazminatı talep edebilir.

    Bir de şu var: Bazen insanlar “avukat olmadan icra takibi başlatamaz mıyım?” diye soruyor. Elbette başlatabilirsin. Bu işlemi bireysel olarak yapmanda yasal bir engel yok. Ancak süreci daha sağlıklı yönetmek ve hata yapmamak adına bir avukattan yardım alman genellikle daha iyi sonuç verir.

  • Haksız İşten Çıkarılma Durumunda Ne Tür Haklarınız Olabilir?

    Bir sabah işe gidiyorsun, her şey normal gibi… Sonra yöneticin seni çağırıyor, kısa bir konuşmanın ardından eline bir kağıt tutuşturuluyor: “Artık seninle çalışmak istemiyoruz.” Ne olduğunu anlamadan işsiz kaldığını fark ediyorsun. Üstelik ortada bir neden bile yok. Bu tarz bir tablo, iş dünyasında sık karşılaşılan ama çoğu zaman çalışanların haklarını tam olarak bilmediği bir konu: haksız işten çıkarılma.

    İşverenin seni işten çıkarması her zaman hukuka uygun mudur? Elbette hayır. Hele hele ortada geçerli bir sebep yoksa, işverenin “gönlüm istemedi, işten attım” diyerek bu süreci keyfi yönetmesi mümkün değil. Böyle bir durumda bazı önemli haklarınız olabilir.

    Haksız Fesih Ne Demektir?

    Öncelikle şunu netleştirelim: her işten çıkarılma “haksız” sayılmaz. İşveren, İş Kanunu’na uygun şekilde geçerli nedenlere dayanarak iş akdini feshedebilir. Ancak bu nedenler belirli çerçevelerle sınırlandırılmıştır. İşçinin performans düşüklüğü, işyerinin kapanması, ekonomik sıkıntılar, davranış bozukluğu gibi durumlar bu kapsama girer. Fakat bu gerekçeler somut delillere dayanmıyorsa ya da sırf işverenin kişisel kararıyla yapılmışsa, burada “haksız fesih” durumu doğar.

    Ayrıca işten çıkarma sürecinde bazı prosedürlere uyulması gerekir. Örneğin, yazılı bir fesih bildirimi yapılmalı ve bu bildirimin gerekçesi açıkça belirtilmelidir. Sözlü “yarın gelme” demek, yasal olarak geçerli bir fesih sayılmaz. Eğer bu süreçler usule uygun yürütülmediyse, senin açından durum bir adım daha avantajlı hale gelir.

    Haksız İşten Çıkarılan Birinin Sahip Olduğu Haklar

    İlk olarak en çok merak edilen şeyle başlayalım: tazminat hakkı. Eğer sen belirsiz süreli bir sözleşmeyle çalışıyorsan ve işten çıkarılışın haksızsa, kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanırsın. Kıdem tazminatı, işyerindeki çalışma sürene göre hesaplanır ve her tam yıl için 30 günlük brüt ücret kadar ödeme yapılır. İhbar tazminatı ise işverenin seni önceden uyarmadan, yani ihbar süresine uymadan işten çıkarması durumunda gündeme gelir. Ne kadar süredir çalıştığına bağlı olarak 2 ila 8 haftalık brüt ücretin karşılığında ödeme alırsın.

    Bir diğer hak ise işe iade davası açma hakkıdır. Özellikle 30’dan fazla çalışanı olan bir işyerinde çalışıyorsan ve işten çıkarılman geçerli bir nedene dayanmıyorsa, işe dönüş talebiyle dava açabilirsin. Eğer mahkeme işe iade kararı verirse, işveren seni tekrar çalıştırmak zorunda kalır. Çalıştırmazsa, bu kez sana 4 ila 8 aylık brüt ücretin tutarında işe başlatmama tazminatı öder. Üstelik bu davayı kazandığında 4 aya kadar boşta geçen sürenin de maaşını alabilirsin.

    Unutulmaması gereken bir diğer konu da işsizlik maaşı. Eğer kendi isteğinle işi bırakmadıysan ve sigorta primlerin düzenli şekilde yatırılmışsa, haksız şekilde işten çıkarıldıysan işsizlik ödeneğine başvurma hakkın doğar. Başvurudan sonra belirli bir süre boyunca devlet tarafından ödeme alırsın. Bu süreçte SGK ile ilişkini kesmeden, maddi olarak biraz olsun nefes alabilirsin.

    Son olarak, psikolojik şiddet (mobbing), ayrımcılık ya da cinsiyet temelli bir gerekçeyle işten çıkarıldıysan, bu durumda ayrımcılık tazminatı ya da manevi tazminat talebinde de bulunabilirsin. İşverenin seni sistematik olarak baskı altına alması, dışlaması ya da ayrımcı davranması, sadece işten çıkarılmayı değil, aynı zamanda kişilik haklarının ihlalini de kapsar. Bu durumda dava açarak hem maddi hem manevi haklarını savunabilirsin.

    Süreç Nasıl İşliyor? Nelere Dikkat Etmelisin?

    Haksız işten çıkarıldığını düşünüyorsan, zaman kaybetmeden harekete geçmen gerekir. İşe iade davası açmak istiyorsan, fesih bildiriminden itibaren 1 ay içinde arabulucuya başvurmak zorundasın. Arabuluculuk görüşmesi sonuç vermezse, mahkemeye gidebilirsin. Tazminat ve alacak davaları içinse 5 yıllık zaman aşımı süresi bulunur, ama işi sıcağı sıcağına takip etmek her zaman daha avantajlıdır.

    Bu süreçte yapacağın en büyük hata, duygusal tepkiyle hareket etmek ya da “zaten uğraşamam” deyip olanı kabullenmektir. Çünkü bazen işverenler çalışanın haklarını bilmediğini varsayarak usulsüz yolları denemeye çalışabilir. O yüzden ne olursa olsun işten çıkarıldığın anda, durumu yazılı hale getirmeye ve belgeleri toplamaya çalış. İşten çıkarma yazısı, bordrolar, SGK kayıtları, varsa e-postalar veya mesajlar önemli olabilir.

    Bu aşamada bir iş hukuku avukatıyla görüşmek ciddi fark yaratır. Çünkü her olayın kendine özgü bir yapısı vardır ve senin durumun da özel bir yaklaşım gerektirebilir. Avukat aracılığıyla süreç hem daha sağlıklı ilerler hem de senin lehine sonuçlanma ihtimali yükselir.

  • Boşanma Davasında Hangi Deliller Geçerlidir?

    Boşanma süreci, çoğu insan için hayatının en zorlu dönemlerinden biri. Duygusal olarak zaten sarsıcı bir süreç yaşanırken, bir de işin hukuki boyutu ortaya çıkıyor. “Boşanmak istiyorum ama elimde ne var?” sorusu da genelde ilk akla gelenlerden biri oluyor. Çünkü bir boşanma davasında sadece yaşananlar değil, bunların ispatlanabilir olması da önemlidir.

    Hâkimin Önündeki En Büyük Kriter: İspat

    Boşanma davalarında temel kural şudur: iddia edilen her şey ispatlanmak zorundadır. “Eşim beni aldattı”, “şiddet gördüm”, “evliliğimiz çekilmez hale geldi” gibi söylemler, eğer somut delillerle desteklenmiyorsa, çoğu zaman havada kalır. Çünkü mahkeme duygularla değil, somut kanıtlarla karar verir.

    İspat yükü genelde iddiada bulunan kişiye aittir. Yani sen eşinin seni aldattığını söylüyorsan, bunu ispatlaman beklenir. Evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını öne sürüyorsan, bu sarsılmanın nedenini ve nasıl gerçekleştiğini göstermen gerekir. Bu noktada delil olarak kullanılabilecek şeyler oldukça çeşitli ama her biri belli şartlar altında geçerlidir.

    Boşanma Davalarında Sık Kullanılan Deliller

    En klasik delil, tanık beyanıdır. Aile yakınları, arkadaşlar, komşular veya iş arkadaşları gibi, evlilikte yaşanan sorunlara doğrudan ya da dolaylı olarak tanık olmuş kişiler mahkemede dinlenebilir. Ancak tanığın söyledikleri, duymaya ya da görmeye dayalı olmalı. “Duydum” değil, “şahit oldum” demesi gerekir. Örneğin, eşin tarafından tehdit edildiğini söylüyorsan ve buna şahit olmuş biri varsa, bu kişi tanık olarak dinlendiğinde beyanı ciddi bir delil olabilir.

    Bunun yanında, yazılı ve görsel belgeler de önemli yer tutar. WhatsApp mesajları, e-postalar, sosyal medya yazışmaları, ses kayıtları, video kayıtları gibi deliller özellikle aldatma, hakaret, tehdit, psikolojik şiddet gibi durumlarda işe yarar. Fakat burada dikkat etmen gereken bir şey var: bu kayıtların hukuka uygun şekilde elde edilmiş olması gerekiyor. Örneğin, bir kişinin haberi olmadan gizlice yapılan ses kaydı, her zaman delil olarak kabul edilmeyebilir. Hâkim, bu delilin elde edilme biçimini de değerlendirir.

    Bir diğer etkili delil türü de fotoğraflar ve görüntülerdir. Eşinin başka biriyle uygunsuz bir şekilde görüldüğünü belgeleyen bir kamera kaydı ya da otel giriş çıkış kayıtları, aldatma iddiasında çok güçlü delil sayılabilir. Ayrıca, mesaj içerikleri ve birlikte çekilmiş samimi fotoğraflar da boşanma dosyasına girebilir.

    Hastane raporları, adli muayene tutanakları ya da psikiyatri değerlendirmeleri de fiziksel veya ruhsal şiddet iddialarında ciddi delil niteliği taşır. Özellikle darp raporu gibi belgeler, boşanma sebebini doğrudan destekler. Keza, polis tutanakları, savcılığa yapılmış suç duyuruları ve mahkeme kararları da etkili şekilde kullanılabilir.

    Maddi durumla ilgili deliller de zaman zaman önem kazanır. Nafaka ya da mal paylaşımı gibi konular gündemdeyse, banka kayıtları, maaş bordroları, tapu ve araç kayıtları da dosyaya dahil edilebilir. Mal kaçırma şüphesi varsa, son dönemde yapılan tapu devirleri ya da para transferleri de incelemeye alınır.

    Hangi Deliller İşe Yaramaz?

    Her şey delil midir? Hayır, maalesef değil. Bazı şeyler mahkemeye sunulsa bile dikkate alınmaz. Örneğin, sadece söylentiye dayalı iddialar geçersizdir. “Komşum bana öyle dedi”, “internetten okudum, eşim kesin aldatıyor” gibi laflar yargılamada hiçbir karşılık bulmaz.

    Ayrıca, hukuka aykırı şekilde elde edilen deliller de çoğu zaman geçersiz sayılır. Örneğin, eşinin telefonuna izinsiz şekilde girip tüm özel yazışmalarını alırsan, bu ciddi bir hak ihlali olur ve bu şekilde alınan delil büyük ihtimalle reddedilir. Aynı şekilde gizlice evin her yerine kamera yerleştirip kayıt yapmak da hem hukuka aykırı hem de etik dışı bulunur. Bu tür girişimler mahkemede aleyhine bile dönebilir.

    Tanık konusunda da bir hassasiyet var: doğrudan olaylara tanıklık etmeyen kişilerin beyanları pek işe yaramaz. Özellikle taraflardan birinin yakın akrabası ya da boşanma sürecinde taraf olan kişilerin söyledikleri genellikle kuşkuyla karşılanır. Bu yüzden tanık seçimi de özen ister.

  • Adli Kontrol Nedir, Hangi Suçlarda Uygulanır?

    Günümüzde bir kişinin tutuklanmadan da yargılanabilmesinin önünü açan önemli mekanizmalardan biri adli kontrol uygulamasıdır. Peki, adli kontrol tam olarak nedir? Ne zaman ve hangi suçlarda uygulanır?

    Adli Kontrol Ne Demek?

    Adli kontrol, bir kişinin tutuklanmasına gerek duyulmadan, özgürlüğü kısıtlayıcı ama tam anlamıyla hapse atmayan tedbirler altında yargılanmasını sağlayan hukuki bir uygulamadır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesinde yer alır ve esas olarak bir tür “tutuklamaya alternatif” olarak düzenlenmiştir.

    Yani, kişi hakkında ciddi bir suç şüphesi varsa ama bu kişinin tamamen tutuklanması gerekmiyorsa, hâkim “tutuklamak yerine adli kontrol yeterlidir” diyebilir. Bu durumda kişi, bazı kurallara uymak koşuluyla serbest kalır. Ancak bu serbestlik öyle “istediğini yap, gez dolaş” gibi değildir. Hangi adli kontrol tedbirlerinin uygulanacağı hâkim tarafından belirlenir ve kişi bu kurallara uymak zorundadır. Aksi halde, bu kez tutuklama devreye girebilir.

    Adli Kontrolün Türleri Nelerdir?

    Adli kontrol deyince akla sadece imza atma veya yurtdışı çıkış yasağı gelmesin. Kanunda belirlenen birkaç farklı türü vardır ve bunlar arasından hâkim durumun niteliğine göre seçim yapar. Örneğin, haftada bir gün karakola gidip imza verme, belirli yerlere gitmeme, mağdura yaklaşmama, elektronik kelepçe takma ya da yurtdışına çıkış yasağı gibi kısıtlamalar getirilebilir. Hatta bazı durumlarda kişi bir meslek veya görevden geçici olarak uzaklaştırılabilir.

    Ama burada asıl önemli olan şey şu: Bu tedbirlerin amacı, kişinin yargılamadan kaçmasını önlemek, delilleri karartmasını engellemek ya da toplum güvenliğini tehlikeye atmasını önlemektir. Kişi bu kurallara uyar, yargılamaya düzenli şekilde katılırsa, dava sonuna kadar tutuklanmadan süreci tamamlayabilir.

    Hangi Suçlarda Adli Kontrol Uygulanır?

    Gelelim belki de en çok merak edilen noktaya. Her suçta adli kontrol mümkün mü? Cevap: Hayır, her durumda değil. Öncelikle belirtelim, adli kontrol, tutuklamanın bir alternatifi olduğundan, ancak tutuklama nedenlerinin var olduğu durumlarda gündeme gelir. Yani, suç ciddi olacak, kişi kaçma ya da delilleri yok etme şüphesi taşıyacak, ancak hâkim “tutuklamaya gerek yok” diyecek.

    Uygulamada adli kontrol genellikle şu tarz suçlarda karşımıza çıkar: Dolandırıcılık, hırsızlık, tehdit, cinsel taciz, hakaret, mala zarar verme, uyuşturucu kullanma gibi… Ancak şiddet içermeyen ve daha hafif nitelikli suçlar için daha sık tercih edilir. Çünkü hâkim, orantılılık ilkesine göre hareket eder. “Kişi suç işlemiş olabilir ama hemen hapse atmak ağır olur” düşüncesiyle adli kontrol kararı verebilir.

    Ağır cezalık suçlarda – örneğin kasten öldürme, örgütlü suçlar, cinsel saldırı gibi – adli kontrol pek tercih edilmez. Çünkü bu tarz suçlarda kamu güvenliği açısından kişi tutuklanmadan yargılanırsa risk yüksek olabilir. Ancak her dosyanın kendi dinamikleri vardır. Bu nedenle ağır suçlarda bile bazen adli kontrol uygulanabilir; bu tamamen dosyanın içeriğine ve hâkimin değerlendirmesine bağlıdır.

    Bir diğer önemli nokta ise çocuklar. 18 yaş altı şüpheliler için tutuklama en son çare olarak görülür ve adli kontrol öncelikli olarak uygulanır. Ayrıca kadınlar, yaşlılar veya ağır hastalığı olan kişilerde de adli kontrol sıkça tercih edilen bir yöntemdir.

    Adli Kontrol Süresi ve Sonuçları

    Peki bu tedbir ne kadar sürer? Süre konusunda net bir üst sınır yok ama uygulamada genellikle dava tamamlanana kadar sürer. Yani dava bir yılda bitiyorsa, kişi o süre boyunca adli kontrole tabi olabilir. Ancak hâkim, süreci denetler ve bazı durumlarda adli kontrol tedbirini kaldırabilir. Mesela kişi düzenli şekilde duruşmalara gelmiş, delil karartma riski kalmamışsa, adli kontrol gereksiz hale gelir ve sona erer.

    Bunun tersi de olabilir. Eğer kişi adli kontrol kurallarını ihlal ederse, örneğin yurtdışı yasağına rağmen ülkeyi terk etmeye çalışırsa, ya da karakola gidip imza vermezse, hâkim bu kez tutuklama kararı verebilir. Yani adli kontrol, serbestlik anlamına gelmez; kuralları olan bir yargı süreci kontrol mekanizmasıdır.

    Son olarak, adli kontrol kişinin sabıka kaydına işlemez. Çünkü bu bir ceza değil, tedbirdir. Ancak toplumda yanlış anlaşılmalara neden olabilir. Kimi insanlar “adli kontrol altındaki biri kesin suçludur” gibi düşünebilir ama böyle bir durum yoktur. Yargı süreci bitmeden kimse suçlu kabul edilmez.